Şerife Bacı Kimdir?
Milli Mücadele Kahramanı
Şerife Bacı
Doğum: Kastamonu, Şehit: 1921
Şerife Bacı’nın hayatı, cesaret, fedakârlık ve vatan sevgisiyle örülmüş bir hikâye olarak Kurtuluş Savaşı’nın en anlamlı anılarından biridir. Yıl 1921. Anadolu’nun dört bir yanı işgal altındadır ve Türk halkı, bağımsızlık mücadelesi vermek için seferber olmuştur. İnebolu, bu mücadelenin kalbinin attığı yerlerden biridir. Limanına gelen silahlar ve cephaneler, buradan cepheye ulaştırılmak üzere Anadolu’nun içlerine taşınır. Bu tehlikeli yolculuğu yapanlar, yeri geldiğinde canlarını hiçe sayan cesur insanlardır. Şerife Bacı da bunlardan biridir.
Şerife Bacı, Kastamonu’nun Seydiler ilçesinde doğmuş, hayatı boyunca toprağa ve ailesine bağlı, mütevazı bir köylü kadını olarak yaşamıştır. İlk kocası cephede savaşırken hayatını kaybetmiş, sonrasında Topal Yusuf ile evlenmiş ve bir çocuğu olmuştur. Ancak savaşın acımasızlığı, onu da cephede savaşan erkekler gibi fedakârlık yapmaya zorlamıştır. Halkın cephane taşıması gerektiğinde, Şerife Bacı da bu çağrıya kulak verir. Çünkü bilir ki, vatanın bağımsızlığı, kadınların ve çocukların da omuz omuza verdiği bir mücadeleyle kazanılacaktır.
Bir kış günü, İnebolu limanına gelen cephane, cepheye taşınmak üzere Şerife Bacı ve diğer köylülerin önderliğindeki kafileye teslim edilir. Kafile yola çıktığında, hava son derece soğuktur; kar, tipiye dönmüş ve yolları kapatmıştır. Şerife Bacı, kağnısına yüklediği cephanenin üzerini iyice örtmüş, kucağında ise küçük çocuğunu sıkı sıkı sarmıştır. Soğuk, iliklerine kadar işlerken tek bir düşünceyle hareket etmektedir: Vatanın kurtuluşu için taşıdığı bu cephane, askerlere ulaştırılmalıdır.
Yol boyunca kar ve tipi giderek şiddetlenir. Kağnılar, buz tutmuş yolları geçmeye çalışırken, herkesin yüzü soğuktan morarmıştır. Ancak Şerife Bacı, gözlerini ufukta, ulaşacakları yere dikmiştir. Her adımda biraz daha yorulsa da durmayı, geri dönmeyi asla düşünmez. Bu yolculuk, onun için sadece bir cephane taşıma görevi değil; bir anne olarak çocuğunu, bir kadın olarak ise vatanını koruma mücadelesidir.
Ancak doğanın acımasızlığı, Şerife Bacı’nın cesaretini sınayacak kadar şiddetlidir. Kafile ilerledikçe, yolculuk daha da zorlaşır. Soğuk ve kar altında, kağnının önünde yürüyen Şerife Bacı’nın ayakları buz keser. Elleri, cephane sandıklarını kontrol ederken donma noktasına gelir. Ancak o, tek bir an bile bırakmaz yükünü. Kağnının üstündeki örtüyü çocuğuna daha sıkı sarar, cephaneleri karın altında kalmaması için korumaya çalışır. Şerife Bacı, kucağındaki çocuğuna son bir kez bakar; gözlerinde, hem bir annenin merhameti hem de bir kahramanın kararlılığı vardır.
O gece, Şerife Bacı ve diğerleri için zorlu bir sınavdır. Sabah olduğunda, kafiledekiler, karla kaplanmış kağnının başında bir sessizlik içinde dururlar. Şerife Bacı, donarak hayatını kaybetmiştir; ancak kağnısındaki cephaneyi ve kucağındaki çocuğunu korumuştur. Bedeni, soğuktan büzülmüş halde, adeta vatanı için bir siper olmuş gibi durmaktadır.
Şerife Bacı’nın fedakârlığı, o günden sonra Anadolu’da kulaktan kulağa yayılır. Onun bu cesareti, İnebolu’dan cepheye ulaşan her bir kurşunun, her bir askerin azmini artırır. Cephede savaşanlar, bu cesur kadının adını hatırladıkça, savaşın sadece silahla değil, yürekle ve inançla kazanılacağını bilirler.
Şerife Bacı, Kastamonu’da şehit düşen binlerce isimsiz kahramandan biridir. Ancak onun hikâyesi, Türk kadınlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü, vatan sevgisinin ve fedakârlığın gücünü simgeler. Kastamonu’da onun anısına dikilen anıt, yalnızca bir kadının değil, tüm milletin bağımsızlık uğruna verdiği mücadelenin sembolü olur.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, Şerife Bacı ve onun gibi binlerce kahramanın hatırası, cumhuriyetin temel taşlarından biri olarak kalır. Bugün, Şerife Bacı’nın adı, cesaretin, fedakârlığın ve vatanseverliğin bir nişanesi olarak yaşatılmaktadır. Onun hayatı, Türk milletinin asla unutmaması gereken bir kahramanlık destanıdır.
